Ukbaincisi's Blog

Şubat 1, 2010

MEDİNE’YE HASRET BİR GENÇ

Filed under: Şiir — ukbaincisi @ 12:10 pm
Tags:

MEDİNE’YE HASRET BİR GENÇ

—————————————————————————————————————————————
Bugün, belki de çoğunuzun bildiği bir “olay” nakletmek istiyorum sizlere… Daha doğrusu, “kompozisyon yarışması”nda “birincilik” ödülü almış bir “makale”yi aktarmak istiyorum…
Efendim, Kütahya Müftülüğü Kur’an Kursları Müdürü Vehbi Akşit, Ocak 2006 tarihli Altınoluk dergisinin 239. sayısında, bir “genç”ten söz ediyor!..
Nebi Muhammed Doğanay’dan…
Nebi, bugün ya “lise son”da olmalı, ya da “üniversite”ye başlamış olmalı!..
Nebi, biraz sonra aktaracağım “makale”yi, henüz “ortaokul öğrencisi” iken yazmış ve biraz önce dediğim gibi, “birincilik” kazanmış!..
Herhalde, “yaşayarak” ve “hissederek” yazmış olmalı ki; yazdıkları, “Peygamber aşkını en derinden yaşayan bir yüreğin yansımaları” olmuş!..

Efendim, olayın yaşandığı yıllarda, Nebi, henüz “7 yaşında”dır… Babası, Medine’de bir şirkette “elektrik teknisyeni” olarak çalışmaktadır…
Bir gün, sabah saatlerinde, kendisine verilen teknik görevi tamamlayıp ayrılmak üzeredir ki, Resulullah (s.a.v.)’in Havza’sında “elektik çarpması” sonucu vefat eder ve Cennet’ül Bâki’ye defnedilir!..
Tabiî, ailesi mecburi olarak Türkiye’ye döner ve hayatını burada devam ettirir!..

MEDİNE, NEDEN BU KADAR SICAK?
İşte Nebi Muhammed Doğanay, bu ailenin bir ferdidir ve “ortaokul”da okurken; “Bir Seni güneşim, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geldiğim yerde” başlıklı şu makaleyi yazar:

“Bir ilkbahar gününde güller gibi kokan Medine’de dünyaya gözlerimi açmıştım. Doğduğum hastane senin Ravza’nın hemen yanıbaşında olduğu için, duyduğum ilk koku, senin bahçenin gül kokuları olmuş.
Babam gelip de daha kulağıma ezan okumadan, kulaklarım senin mescidinin ezan sesleriyle şereflenmiş. 40 günlük olduğumda ilk ziyaretimi de senin Hane-i Saadetine yapmışım.
İlk adımlarımı senin Ravza’ndaki mermerlerinde atmış ve Rabbimle ilk buluşmamı, ilk secdemi senin mescidinde yapmışım. Hemen hemen yaptığım her ilkte, sen varsın.
Daha konuşmasını öğrenmeden seni sevmeyi öğrendim ben.
Belki seni çok tanımazdım ama, sanki bana çok çok yakınmışsın gibi severdim seni.
Senin evini her ziyarete gelişimizde, seni görmesek bile senin varlığını hisseder, evinden her ayrılışımızda hüzünlenirdik.
Çocuklar evde sıkılınca babaları parka, eğlence yerlerine götürsün isterler. Biz Medine’de yaşadığımız sürece hiç babamızdan parka götürmesini
istemedik.
Bizim canımız sıkılmaz mıydı acaba hiç?
Sanırım Medine’deki hiçbir çocuğun canı sıkılmazdı. Çünkü orada, hiçbir yerde olmayan gül bahçesi ve bahçenin biricik efendisi vardı.
Bizim vaktimizin çoğu o bahçede geçerdi.
Senin bahçenin mermerlerine ayakkabı ile basamazdık. Yalınayak dolaşırdık mermerlerin üstünde. Kimbilir, belki de; bahçenin güllerine basıvermekten korkardık. Yazın mermerler ayaklarımı yakardı. Olsun, bu da bizim hoşumuza giderdi.
Babama sormuştum bir seferinde;
“- Babacığım neden Medine bu kadar sıcak?..”
Babam da;
“- Evladım Medine’de iki tane güneş var da ondan” derdi…
“- Nasıl olur babacığım, güneş bir tane değil mi?” derdim…
Babam, gülerek:
“- Bak yavrum; doğru, bütün dünyayı ısıtan bir güneş var ama, bir de alemleri ısıtan ve aydınlatan güneş var. O güneş de Medine’de olunca sıcaklık iki kat oluyor.”
Babamın bu cevabı hoşuma giderdi ve ısınırdım.
Gerçekten de ayaklarımızı mermerler ısıtıyordu ama; senin güneşin de, sıcaklığın da içimizi ısıtıyordu.
Medine’den ayrıldığımızdan beri belki ayaklarımız ısınıyor ama içimiz bir türlü ısınamıyor. Çünkü güneşimizin en büyüğünü orada bırakmıştık…
Ben güneşimi kaybetmiştim.
O’nun evine, bahçesine gidemiyordum artık.
Gerçi ışığı ta buralarda bizi aydınlatıyordu ama içimi ısıtması için onun Ravza’sında yalınayak koşmam lâzımdı.
Evet, bahçende yürürken ezanlar okunurdu.
Öyle güzel okur ki Medine müezzini ezanı, sanki Bilali Habeşi okuyor sanırsınız.
Namaz kılmak için mescide koştururduk, bilir bilmez…
Babamın yanında namaz kılardık.

SICAKLIĞINA ÖYLE HASRETİM Kİ!

Büyük sütünların altından gelen soğuk havadan saçlarımızı savurturduk. Zemzem bardaklarından güller yapardık. Namaz kılarken yanımıza usulca bir kedi sokulurdu.
Babam “İncitmeyin sakın, onlar Ebu Hüreyre’nin kedileri” derdi, biz de inanırdık.
Senin mescidine kediler de girebilirdi.
Sen çok iyi bir ev sahibiydin çünkü.
Çarşamba günleri hep Uhud’a giderdik. Senin çok sevdiğin amcanı ziyaret etmeye… Çünkü o, bizim de amcamızdı. Kardeşlerimle Ayneyn tepesine çıkar, oradan Uhud’da yatan 70 şehide selam verirdik.
Uhud dağına her baktığımızda sanki orada seni görür gibi olurduk. Uhud da senin Ravza’nın kokusu gibi, gül kokardı.
Orası da ayrı bir gül bahçesi idi sanki.
İşte benim yedi senem ki; en değerli, en güzel yıllarım, senin köyünde, senin gül bahçende, senin savaştığın yerlerde sanki yanımda sen varmışsın gibi, seninle dopdolu geçti.
Seni görmesem de; seninle yaşamaya o kadar alışmıştım ki senin yanından ayrılırken sanki bir yanım, bir canım, bir parçam orada kalmıştı.
Buraları bana gurbet oluverdi.
Elimde olsa hemen yanına koşar gelirim ama hep büyüyünce gidersin diyorlar. Ben sırf senin yanına gelebilmek için büyümek istiyorum. Senin yanına geldiğim zaman büyümüş bile olsam bahçendeki mermerlerde yalınayak dolaşacağım.
Ta ki, güneşin içimi ısıtana kadar.
Senin hasretinden içim üşüyor.
Belki hasretin herkesi yakar, beni de üşütüyor işte. Çünkü benim ruhum doğduğumdan beri senin sevginle ısınmaya alışkın.
Senin sıcaklığına o kadar muhtacım ki.
Ne olur; ben sana gelemesem bile, sen beni hiç bırakma…
Işığınla gecelerimize nur ol. Sıcaklığınla bütün zerrelerimizi ısıtıver. Hani sana Medine’deyken komşuyduk ya, evlerimiz birbirine çok yakındı. Senin varlığın bize güven verirdi hep. Yine öyle ol, arasıra da olsa evimizi şereflendiriver.

BEN DE BABASIZ BÜYÜYORUM

Dünyanın bir ucuna gitmiş olsaydık, bizi bırakmayacağını biliyordum.
Gözümüz gönlümüz seninle aydınlanır efendim.
Ruhumuz, içimiz sıcaklığınla ısınır.
Bir gün sana gelişim geç bile olsa bana, gül bahçesinin mermerlerinde yalın ayak koşmak nasip et. Ta ki aşkınla, sevginle bütün bedenim yanıp kavrulsun.
Terliklerimi bıraktığım o güzel mabed son durağım olsun.”Hem benim adım Nebi, aynen seninki gibi.
Bu ismi bana seni çok seven bir dostun koymuş.
Diğer adım da Muhammed, yine senin gibi.
Bu ismi de canım babacığım koymuş. Buraya gelirken senin köyünde bıraktığımız babacığım. Sana benzeyen bir yanım daha var. Ben de senin gibi babasız büyüyorum.
Ben çok şanslıyım, sen bize asla yetimliğimizi hissettirmedin. Medine’den ayrıldığımızdan beri sanki sen hep yanıbaşımızdaymışsın gibi hissediyorum.
Geceleri korkmadan güvenle uyuyorum hep. Seni tanıdığım ve seni sevdiğim için Rabbime binlerce kez teşekkür ederim.
Babam senin köyünde kalmıştı. Biz babamın cenazesini gömerken abimin terlikleri babamın kabrine düştü ve orada kaldı.
Ben o terlikleri çok kıskandım.
Çünkü abimin terlikleri hep babamla kalacaktı. Babamı son ziyaret edişimizde; ben de kimse görmeden terliğimi babamın kabri üstüne gömüverdim.
İşte şimdi benim terliğim de hep babamla kalacaktı.
Evet demiştim ya; bir güneşimi, bir babamı, bir de terliklerimi bırakmıştım geride.
Babam ve terliklerim hep oradaydı, gelemezlerdi. Ama güneşim, hep yanımızdaydı.
Yetimlerin efendisi, yetimlerini hiç ışıksız bırakır mı?
———————————————————————————————————————————
Sınırlar Yürümesini Bilmeyenler İçindir…

Bize İyilik Yaraşır…

Düşmanlarımıza karşı bir tek borcumuz vardır: Adalet ! Aliya İzzetbegoviç

Aralık 12, 2009

HİCRİ YILBAŞI.17 Aralık Perşembe ( 01 Muharrem 1431)

Filed under: Mübarek gün ve geceler — ukbaincisi @ 2:44 pm
Tags:

Peygamber efendimiz Muhammed aleyhisselam, miladi 571de 20 Nisana rastlayan, Rebiul-evvel ayının on ikinci Pazartesi sabahı, Mekkede doğdu. 622de Mekkeden Medineye hicret etti. 20 Eylül Pazartesi günü, Medinenin Kuba köyüne geldi. Bu tarih Müslümanların Şemsi yılbaşı oldu. O yılın Muharrem ayının birinci günü de, Kameri yıl başı oldu. Muharrem ayının birinci gecesi Müslümanların kameri yılbaşı gecesidir.


Bu geceyi ihya etmeli ve saygı göstermeli. Saygı göstermek, günah işlememekle olur. Zilhiccenin son günü ve Muharremin birinci günü oruç tutan, o yılın tamamını oruç tutmuş gibi sevaba kavuşur. Bir hadis-i şerifte, (Ramazandan sonra en faziletli oruç, Muharrem ayında tutulan oruçtur) buyuruldu.

İslamiyetten önce Araplar, Muharremde harp etmek isteyince, o yıl Muharrem ayının ismini, sonraki aya korlar, sonraki ayın ismini, Muharrem ayına takarlardı. Böylece, haram ay, Muharremden bir sonraki ay olurdu.


(Bir ayın haramlığını başka aya geciktirmek, ancak kâfirliği arttırır. Kâfirler, böylece sapıtıyorlar. Onlar, Allahın haram kıldığı ayların sayılarını denk getirmek için, haram ayı bir yıl helal edip, başka yıl onu yine haram ederler. Böylece, Allahın haram kıldığını helal kılmaya çalışırlar) mealindeki Tevbe suresinin 37. âyet-i kerimesi, ayların yerlerini değiştirmeyi yasak etti.

Kıymet verilen dört aydan biri

Muharrem ayı, Zilkade, Zilhicce ve Receb ile beraber Kur’an-ı kerimde kıymet verilen dört aydan biridir. (Tevbe 36)

Birkaç hadis-i şerif meali şöyledir:

(Ayların efendisi Muharrem, günlerin efendisi Cumadır.) [Deylemi]

(Ramazandan sonra en faziletli oruç, Allahü teâlânın ayı Muharrem ayında tutulan oruçtur. Farzlardan sonra en faziletli namaz, gece namazıdır.) [Müslim, İbni Mace, Ebu Davud, Tirmizi, Nesai]


(Nafile oruç tutacaksan Muharrem ayında tut. Çünkü o, Allahü teâlânın ayıdır. O ayda bir gün vardır ki, O günde Allahü teâlâ geçmiş kavimlerden birinin tevbesini kabul etti. Yine o gün tevbe edenlerin günahlarını da affeder.) [Tirmizi]

Nafile ibadetlerin sevabına kavuşabilmek için, ehl-i sünnet itikadında olmak, haramlardan kaçıp günahlara tevbe etmek, farzları kusursuz yapmaya çalışmak, o ameli ibadet olarak yapmaya niyet etmek şarttır.

Kasım 22, 2009

ZİLHİCCE AYINA GİRİYORUZ

Filed under: Mübarek gün ve geceler — ukbaincisi @ 10:10 pm
Tags:

Resulullah (sav):”Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun” buyurdu.

Peygamberimiz (sav)diyor ki:

Bir gün Musa Peygamber (as), “Ey Rabbim!”der.”Bunca dua ettim hiçbirini kabul etmedin. Söyle bana, Sana nasıl ve ne zaman dua edeyim?” Bu soruya Yüce Allah (cc) şöyle cevap verir: “Ey Musa! Zilhicce ayının ilk 10 günü, La ilahe illallah cümlesini söyle ki dileğini yerine getireyim”

Bu defa Hz. Musa, “Ey Rabbim, o cümleyi bütün kulların söylüyor” der. Yüce Allah da kendisine şöyle cevap verir “Ey Musa! Zilhicce ayının ilk 10 günü içinde BİR defa, LA İLAHE İLLALLAH diyen kimsenin bu sözleri amel terazisinin bir kefesine, 7 kat gök ile 7 kat yer de diğer kefesine konulsa şüphesiz ki birinci kefe ağır basar”

Peygamberimiz (sav) diyor ki:

Allah (cc) Adem peygamberi zilhicce ayının ilk 10 gününün birinci günü affetmiştir. İşte bu günde oruç tutan kimsenin Allah (cc) ufak-tefek günahlarını affeder. Allah (cc), Yunus Peygamberin duasını Zilhicce ayının ilk onunun ikinci gününde kabul ederek kendisini balığın karnından dışarı çıkarmıştır. Bu günde oruç tutan kimse, en ufak bir günah işlemeksizin, bir yıl ibadet etmiş gibi sevap kazanır.

Zilhicce’nin üçüncü günü Allah (cc) Zekeriya Peygamberin duasını kabul etti. Bugünde bir dilekte bulunanların dileğini Allah (cc) muhakkak yerine getirir.

Zilhicce’nin dördüncü günü İsa Peygamberin doğduğu gündür. Bu günde oruç tutanlardan Allah (cc) umutsuzluk ve yoksulluk gibi kaygıları kaldırır. O kimseler aynı zamanda kıyamet günü iyi kullarla beraber olacaktır.

Beşinci günü Musa Peygamberin doğum günüdür. Bu günde oruç tutan kimse münafıklıktan ve kabir azabından kurtulur.

Altıncı günü Allah (cc), sevgili peygamberi Hz Muhammed (sav)’e hayır kapılarını açar. Bu günde oruç tutanlara Allah (cc) rahmet nazarıyla bakar ve onları ebediyen azaba uğratmaz.

Yedinci günü cehennem kapıları kapanır. Zilhiccenin ilk 10 günü geçene kadar asla açılmaz. Bu günde oruç tutan kimseye Allah (cc) bilgisinin kavrayamayacağı derecede sayısız mükâfatlar verir.

Sekizinci günü İbrahim Peygamber (as)ın kurban kesme hususundaki rüyasını, gördüğü ve düşünmeye koyduğu gündür. Bu günde oruç tutan kimseye Allah (cc) bilgisinin kavrayamayacağı derecede sayısız mükâfatlar verir. Dokuzuncu günü arefe ( İbrahim Peygamber (as)’in oğlu İsmail’i kurban kesmesi gerektiğini anladığı) günüdür

Bu günde oruç tutan kimsenin Allah (cc) geçmiş ve gelecek ufak-tefek bir yıllık günahını affeder.” Bu gün dininizi (İslamiyet) son olgunluk derecesine eriştirdim ve size karşı olan nimetimi tamamladım” diyen Allah kelamı bugün inmiştir.

Peygamber Efendimiz (sav) bugünlerin önemini şöyle ifade ediyor:

“Salih amellerin Allah’a en ziyade sevgili olduğu günler bu on gündür! Ondaki her bir günün orucu bir yıllık oruca (sevapça) eşittir. Ondaki bir gece kıyamı (ibadetle ihya edilmesi) Kadir gecesinin kıyamına (ihyasına) eşittir.

Peygamber Efendimizin zevcesi Hafsa (r.a) diyor ki:

“Resulullah (sav) dört şeyi terk etmezdi: Aşure günü orucu, Zilhicce’nin on günü orucu, her ay üç gün orucu ve sabahın iki rekât sünneti.”

Ebu’d-Derda (r.a) Zilhicce ayının önemini şöyle anlatıyor: “Zilhiccenin ilk 9 günü oruç tutmalı, çok sadaka vermeli, çok dua ve istiğfar etmelidir. Çünkü Resulullah (sav):

“Bu on günün hayır ve bereketinden mahrum kalana yazıklar olsun” buyurdu.

Zilhicce’nin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, mali çoğalır, çocuğu belâlardan korunur, günahları affedilir, iyiliklerine kat kat sevap verilir, ölüm anında ruhunu kolay teslim eder, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır basar ve cennette yüksek derecelere kavuşur.” (Sir’a)

Allah indinde Zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi (Suphanallah), tahmidi (Elhamdulillah), tehlili (Lailahe illallah) ve tekbiri (Allahu ekber) çok söyleyin! (Abd b. Humeyd, Musned,1-257)

Allahu Teâlâ’nın bereketli kıldığı, Kur’ân-i Kerim’de üzerine yemin edilen, Zilhicce’nin ilk on gecesinde yapılan amellere 700 misli sevap verileceğini Peygamber Efendimiz (sav) müjdeliyor. Bugünler bizlere tövbe etme ve kısa zaman dilimlerinde tekrar çok semere elde etme fırsatının verildiği günlerdir.

Biz de Peygamber Efendimize tabi olarak, gündüzleri oruçla geçirmeli, sadaka vermeli, Allahu Teâlâyı zikretmeliyiz.”

Zilhicce ayı On Mübarek Gece ve Oruç…

Filed under: 1,Mübarek gün ve geceler — ukbaincisi @ 10:05 pm
Tags:

Zilhicce ayı On Mübarek Gece ve Oruç…

Kamerî ayların onikincisi olan Zilhicce ayı, İslâm’ın beş esasından olan hac ibadetinin yerine getirildiği aydır. Bu mübarek ayın 1′inden 10′una kadar olan zaman dilimi “leyali-i aşere”, yani on mübarek gecedir. 10′uncu gün ise Kurban Bayramının ilk günüdür.

ALLAH c.c şöyle buyurdu;

“Fecre yemin olsun. On geceye yemin olsun. Hem tek‘e hem çifte yemin olsun. Gelip geçen geceye yemin olsun. Bütün bu anlatılanlarda, akıl sahipleri için bir yemin vardır.” (Fecr:1-5)

Denilmiştir ki; “Fecr”den murad, Kurban Bayramı’nın sabahıdır. Bu mâna da imamı Mücahid: “Fecr” lafzıyla özellikle Kurban Bayramı gününün şafak vakti murad edilmiştir, demiştir.

“Ve on gece yemin olsun.” Buradaki on geceden murad Zilhicce Ayı’nın ilk on gecesidir. Yani Kurban Bayramı’ndan önceki on gecedir.

Hazreti Cabir Radiyallahü Anh’den rivayette Rasûlüllah Sallellahü Aleyhi ve Sellem buyurdular ki: -On gece Kurban Bayramı’ndan (evvelki) on gecedir.

Mevla Tealâ bu günlerin kıymetine faziletine binaen yemin etmiştir.

Cabir Radiyallahü Anh’den rivayet olunan diğer bir hadis-i şerif’te Rasûlullah Sallellahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurdu:

-”Allah Tealâ’nın yanında Zilhicce’nin ilk on günü kadar makbul ve fazîletli başka bir gün yoktur.”

Kurban bayramının bulunduğu aya Zilhicce denir. Zilhicce ayının ilk on gününde yapılan ibadetlerin kıymeti çoktur.

Bu husustaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:

-(Zilhiccenin ilk günlerinde tutulan oruç, bir yıl oruç tutmaya, bir gecesini ihya etmek de Kadir gecesini ihya etmeye bedeldir.) [İbni Mace]

-(Zilhiccenin ilk on gecesinde yapılan amel için, 700 misli sevap verilir.) [Beyheki]

-(Zilhiccenin ilk dokuz gününde oruç tutan, her günü için, helal malından yüz köle azat etmiş veya Allah yolundaki mücahidlere yüz at vermiş veya Kâbe’ye kurban için yüz deve göndermiş gibi sevaba kavuşur.) [R. Nasıhin]

-Zilhicce’nin ilk dokuz günü oruç tutanın, ömrü bereketli olur, malı çoğalır, çocuğu belâlardan korunur, günahları affedilir, iyiliklerine kat kat sevab verilir, ölüm anında ruhunu kolay teslim eder, kabri aydınlanır, Mizan’da sevabı ağır basar ve cennette yüksek derecelere kavuşur ” (Şir’a)

-(Bu on günün hayrından mahrum olan kimseye yazıklar olsun! Bilhassa dokuzuncu [Arefe] günü oruçla geçirmelidir! Onda o kadar çok hayır vardır ki, saymakla bitmez.) [T. Gafilin]

-(Zilhiccenin ilk dokuz günü oruç tutana, her günü için bir yıllık oruç sevabı verilir.) [Ebul Berekat] -(Zilhiccenin ilk on günü fazilette bin güne, Arefe günü ise, on bin güne eşittir.)

-(Allah c.c indinde zilhiccenin ilk on gününde yapılan amellerden daha kıymetlisi yoktur. Bugünlerde tesbihi, tahmidi, tehlili ve tekbiri çok söyleyin!) [Taberani]

Tesbih: Sübhanallah,

Tahmid: Elhamdülillah,

Tehlil: La ilahe illallah,

Tekbir: Allahü ekber, demektir.

*İslam büyükleri, bu gibi özel günlerde, bol bol tevbe istiğfar-şükür (estağfirullah-elhamdülillah) çekilmesini, Peygamber Efendimize (S.A.V.) salavat okumasını, La İlahe illallah ve Allah isimlerin okumak gerektiğini ve Kur’an- Kerim okunmasını, eğer bilinmiyorsa İhlas Suresi’nin okunmasını tavsiye etmişlerdir*

Ekim 23, 2009

Elimde VAV…

Filed under: Şiir — ukbaincisi @ 4:00 pm
Tags:

Elimde VaV
Gönlümde VaV
Gözümde VaV

Dem dem VaV kesilirim

Beni insan yapana

Ey kalbimden geçeni bilen Allah’ım “ Kulum ” de kâfi bana

İster nârına garket İster nuruna

Evvelde eliftir , bir ilahi nefesle ahirde VaV olur kainat .. !!

Ekim 21, 2009

Baba ve Oğul…

Filed under: Kıssadan hisse — ukbaincisi @ 5:04 pm
Tags:


80′ine merdiven dayamış yaşlı baba ile onu ziyarete gelen -45 yaşında ve saygın bir işi olan- oğlu salonda oturuyorlardı.

Hal-hatırdan, çoluk-çocuktan, havadan-sudan sohbet ettikten sonra oğlu susmuş, ayrılmanın sinyalini vermişti.

O anda üzerinde oturdukları sedirin yanındaki pencerenin pervazına bir karga kondu

Yaşlı baba kargaya gülümseyerek biraz baktıktan sonra oğluna sordu: ‘Bu ne oğlum?’

Oğlu şaşkın, cevapladı: ‘o bir karga baba’

Yaşlı baba kargaya biraz daha baktıktan sonra yine sordu: ‘Bu ne oğlum?’

Oğlu daha da şaşkın, yine cevapladı: ‘Baba, o bir karga’

Karga hâlâ pervazda, komik hareketlerle başını sağa sola çeviriyor, başını yan yatırıyor, havaya bakıyor, sonra başını yine onlara çeviriyordu.

Yaşlı baba üçüncü defa sordu: ‘Bu ne?’

Oğlunun şaşkınlığı sabırsızlığa dönmüştü: ‘O bir karga baba, üç oldu soruyorsun! Beni işitmiyor musun?’

Yaşlı baba dördüncü defa da sorunca oğlunun sabrı taştı ve sesini yükseltti:

‘Baba bunu neden yapıyorsun? Tam dört defadır onun ne olduğunu soruyorsun, sana cevap veriyorum ve sen hâlâ sormaya devam ediyorsun! Sabrımı mı deniyorsun?’

Babası -yüzünde hâlâ bir gülümseme- yerinden kalktı, içeri odaya gitti ve elinde bir bir “>bir “>defterle döndü. Bu bir hatıra defteriydi. Oturdu, sayfalarını karıştırdı ve aradığını buldu.

Sevgiyle gülümsemeye devam ederek sayfası açık bir vaziyette defteri oğluna uzattı ve o sayfayı okumasını söyledi.

‘Bugün 3 yaşındaki minik yavrumla salondaki sedirde otururken yanı başımızdaki pencerenin pervazına bir karga kondu. Oğlum tam 23 defa onun ne olduğunu sordu.

23 sorusunda da ona sevgiyle sarılarak, onun bir karga olduğunu söyledim.

Rahatsız olmak mı? Hayır! Onun sorusunu masumca tekrar edişi içimi sevgiyle doldurdu’


‘Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi, ana-babanıza iyi davranmanızı kesin olarak emretti.Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakin onlara ‘of’ bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle’ (isra, 23)

Ekim 1, 2009

GeRçEk TaHsİl

Filed under: Kıssadan hisse — ukbaincisi @ 9:12 am
Tags:

Sâmi Efendi Hazretleri, Daru’l-Fünûn Hukuk Fakültesi’ni yeni bitirmişti. Onun güzel hâlini ve tertemiz sîretini pek beğenen bir Allâh dostu:
“- Evlâdım, bu tahsîl de güzeldir ama, sen asıl tahsîli ikmâl etmeye bak. Seni irfân mektebine kaydedelim, orada da gönül ilimlerini ve âhiret sırlarını öğren.” dedi.
Ardından ekledi:
“- Evlâdım, o mektebde nasıl eğitim yaparlar, ne öğretirler bilemem. Ama bildiğim bir şey var ki, bu tahsîlin ilk dersi incitmemek, son dersi de incinmemektir…”
HİSSE:
İncitmemek, nispeten kolaydır. Ama incinmemek elde değildir. Zîrâ o, bir gönül işidir. Dolayısıyla incinmemek, ancak fânîlerden gelen ve kalblere saplanan zehirli okların tesirsiz kalması ile mümkündür. Bu da, nefs tezkiyesi ve kalb tasfiyesinin kemâlindeki seviye nisbetindedir. Hazret-i Peygamber -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, Tâif’te taşlanıp hakâret gördüğünde melekler:
“- Ey Allâh’ın Rasûlü! Dilersen şu iki dağı birbirine çarpıp buranın zâlim halkını helâk edelim.” demişlerdi.
Ancak o âlemlere rahmet olarak gönderilmiş olan yüce Peygamber, meleklerin bu teklifini kabul etmediği gibi şefkat ve merhamet duyguları içerisinde mübârek yüzünü Tâif tarafına çevirdi ve ahâlisinin hidâyet bulmaları için duâ eyledi.
Bir Peygamber âşığı olan Hallâc-ı Mansûr da taşlanırken:
“- Allâh’ım! Bunlar bilmiyorlar, benden evvel onları affet!” diye duâ etmiştir.
Bu, gerçek tahsîl ile, yâni mânevî terbiye neticesinde elde edilen kalb-i selîme âit bir hâldir.
Ebu’l-Kâsım el-Hakîm’e, kalb-i selîmin sıfatlarını sorduklarında şunları söylemiştir:
“Kalb-i selîmin üç vasfı vardır:
Birincisi incitmeyen bir kalb,
İkincisi incinmeyen bir kalb,
Üçüncüsü de iyiliği Allâh’ın rızâsı için yapıp karşılığını beklemeyen bir kalb…
Zîrâ bir mümin, Cenâb-ı Hakk’ın huzuruna, hiç kimseye eziyet etmeyince verâ ile; kalbini Rabbe yöneltip kimseden incinmeyince vefâ ile; yaptığı sâlih amellere herhangi bir fânîyi ortak etmeyince de ihlâs ile gelir…”
Şâir ne güzel söyler:
Cihân bâğında ey âşık budur maksûd-i ins ü cin;
Ne kimse senden incinsin ne sen bir kimseden incin
Alıntı…

Eylül 30, 2009

ARILAR

Filed under: Yaşam — ukbaincisi @ 2:13 pm
Tags:

500 gram bal için arılar, 3 milyon 750 bin defa çiçeğe konup kalkıyor..

1 kg bal için ise 40 bin tane arı 6 milyon çiçeği dolaşıyor..

Bal arıları bir peteği doldurabilmek için 100 milyon çiçeğin nektarını emiyor..

100.000 km kanat çırpıyor..

Bu deli çalışmanın arasında, dönüp `öbür arı benim kadar dolaşıyor mu?` diye kontrol gereği de duymuyor…

Birbirlerine tam bir güven içinde sadece hedeflerine odaklanmışlar!..

Bir bilgisayar saniyede 16 milyar aritmetik işlem yaparken, bilgisayarın doğadaki rakibi bal arıları bu sürede daha az enerji harcayarak 10 trilyonluk işlem yapmakta…

Bir koloninin pazarlanacak 1 kg bal üretmesi ve yaşamını sürdürebilmesi için, 8 kg bal tüketmesi gerekiyor…

Bu da koloninin 6 kez dünya çevresini dönmesi demek…

Onlar bu işi canla başla yapıyor ve genetik olarak nesilden nesile aktarılmış bir tembellik asla söz konusu olmamış!..

Bu arı cumhuriyetinde cinlik yapmak için `birkaç gram bal da kendime saklayayım` diye peteği hortumlayana da şimdiye dek rastlanmamış..

Hepsi güneşin `kalk` ziliyle çalışmaya başlayıp, güneşin `paydos` ziliyle dinlenmeye çekiliyorlar.

Hiçbir arı, `kraliçe hanım işin kaymağını yiyecek diye ben geberene kadar çalışmam abi…` de dememiş..

Kovandan çıkınını alıp başka yollara düşüp başka bir kovanda cumhuriyet kurmayı da düşünmemiş!..

Karşı kovandakileri kıskanıp o peteğe dadanmamış!..

Her bir petek gözünün altıgen prizma şeklinde inşa edilmesi esas peteğin direncini sağlıyormuş…

Bu nedenle kilolarca balı rahatlıkla taşıyabiliyor…

`Gerçekten de en az balmumu harcayarak, maksimum ölçüde bal depolamak için en uygun şekil, arıların inşa ettiği altıgen prizmadır` diye onaylıyor fizikçiler.

Hadi bakalım arılardan özür dileyelim, onlara `hayvan` dediğimiz için..

Elin hayvanı düzen tutturmuş, milyon yıldır hayatına fesat sokmadan sürdürüyor yaşamını..

Arıların `ayıkla pirincin taşını` diye bir sözleri de yok..

Başka arıların yaptıklarını, onlar hayatlarını kısıtlayarak temizlemek zorunda değiller!..

Siz hiç arıyı sokan bir arı biliyor musunuz?


Eylül 29, 2009

KALBİNİZİN FREKANSI NEREYE AYARLI?…

Filed under: İslami yazılar — ukbaincisi @ 10:15 am
Tags:


Gönül frekansım ilk seninle mana buldu.

Ey Tevhidi Kelamım!

La ilahe illallah diyen yer ve gök ehli Hakka hep bu gönülden seslendi ardın sıra.

Benliğime açılmaz kilitler vurdum gelişinle, yokluklarda dolaşan biçareler olmamak adına

Kaybedişlerin yaşandığı deryalarda boğulmadıysam eğer bugün

Senin zikrinledir, Rahmanı yanımda hissetmem en çaresiz kalınan zamanda

Dilimde gonca olup, kalbimde güle dönen ey emanet sözüm

Nurunla arındır tüm yakında olup, uzaklarda kendilerini sananları

Ve şahadetin şerbetini kanarak yudumlarken, ilk sen gel öp hasretle dudaklarımı

Ömür sabahının ufkunda bırakıldığın yüreklerimizdeki bereketini

Tan ağarışındaki çiğ tanesinin rahmeti kadar serin ve derin kıl her daim.

Ey dilden ilk dökülen name, en son da sen uğurla Sevgiliye bizleri.

Gönül frekansım şükrün eda edildiği iklimlerde sana yöneldi.

Ey Namazım!

Bir öğlenin yakıcı güneşini hisseden tenim gibi hissettim seni

Nefsimle baş başa kaldığım mücadelemin en kavurucu noktasında

Kıyamda sana verdiğim sözlerin ağırlığı sardı bedenimin üst yanını

Bir bir rûkuda boynumu büktü yalan dünyanın mahcup bırakan yanları

Ve secdeye varmak istedim koşarcasına af kapıları yüzlere kapanmadan

Hep bir umutla selam gönderdim sana, kapına fikir, zikir ve şükür güllerini bırakarak

Bir tek bu frekanstan gönderdim sana dualarımı ve çaresiz haykırışlarımı

Bedenimi ve ruhumu çıkmaz sokaklara sürükleyen günahlarımla başa çıkmak adına

Ve yalnız seccademin nuruyla aydınlata bilirdim, yüreğimin karanlıkta kalmış yollarını

Ey Rahmanla buluşturan, baharımda tuttuğun ellerimi, sonbaharımda takatsiz kalıp bırakma

Gönül frekansım arınmaya en muhtaç bir ayda sana yöneldi.

Ey Orucum!

Yoklukta sabretmeyi ve varlıkta şükretmeyi öğrettin her saniyenle birlikte

Nefsimin doyumsuzluklarına setler inşa edip, günah girdaplarından korudun her zerremi

Ruhumu özgür bıraktım ayaklara takılacak bir taş kalmayan Hakkın yollarında

Hoşgörü yağmurlarıyla dolan kör kuyulara hapsettim benliğimi arınması adına

Aç ve susuz aştım sabır çöllerini dua güneşinin aydınlığından güç alarak

Ve Teheccüdün enfesliğiyle hem hal olurken, sahurun nuru aydınlattı bir anda gecemi

İkindinin kızıllığıyla uğurlarken günü, iftarın bereketi anlamlı kıldı her rızk için şükür edilen hecemi

Ömür hasatlarının yapıldığı şu mevsimin yağmurlarında ıslanmak doyasıya

İstiğfar yıldızının ardın sıra dilek tutmak ve tövbe gök kuşağıyla günahlardan arınmak

Koşabildiğince koşmak nefesler kesilinceye kadar af ovalarından Ezeli olana

Ey diğer aylardan bin kat daha hayırlı olan, arınmama vesile ol ve kurtar beni çıkmazlardan!..

Gönül frekansım paylaşmanın hazzını zerrelerinde hissettiği bir anda sana yöneldi.

Ey Zekâtım!
Bolluğun ihtişamından kendinden geçip benciliğin caddelerinde koşan gönlümü
Yokluğun kol gezdiği sokaklarda dolaşanlarla komşu kılansın sen
İkram etmenin bereketini her daim haneme doldurup yüreğimi coşturansın
Samimiyetin gölgesinde verdikçe hiç azalmayıp, bilakis arttıkça artansın
Sen insanları servette bir tutup, takvada birbirinden ayırıp üstün kılansın
Yokluktan sararmış simaları, paylaşmanın bereketiyle yeniden canlandıransın
Adaleti gönüllere Nev baharda bir tohumla ekip, hazanda kucak dolusu olarak toplattıransın
Dünya sermayemizin bereketi, ahiret azığımızın en lezzetli lokmasısın sen
Yalnızlığı silensin üzerimizden paylaştıkça kardeşliği perçinleyen bir dokunuşsun yüreklerimize
Ey Emanet olunan, emanet verileceğin gönüllere girmeyi bizlere de vesile kıl

Gönül frekansım hasretin ve vuslatın ufkunda sana yöneldi.

Ey Haccım!
Yıllarca özlemini yüreğimde büyüttüğüm sevdalının iklimine koştuğum vakitsin
Gurbetin bağrında yetiştirdiğim, susuzlukta bile soldurmadığım gülümün diyarına uzanan bir sabah
Hicretinle Mekke de hüzünlü bir geceyi yudumladığım,

Medine de aydınlık bir mehtaba gözlerimi açtığım ansın.
İhrama bürünürken bütün dünyalıkların üzerimden akıp gitmesine vesile olansın
Şimdi Arafat’ı şahit tutuyorum asırlardır senin için büyüttüğüm sevdama
Umutla koşuyorum Merve ve Safa arasını Hacer misali hiç yorgunluk nedir bilmeden
Ve hayranca dalıyor gözlerim kâinattaki yeşillerin en mukaddesine bürünmüş hanene
Ve kendimi ilk kez bu kadar berrak görüyorum ravzandaki mermerlere bakıp bakıp kaybolurken
Zemzem kuyusuna akıtıyorum şimdi gözyaşlarımı sevdanla yudumlayanların duasında olmak ümidiyle
Ey sevgili şimdi kabul eder misin ikliminden çok uzaklarda yetişmiş
Boynunun büküklüğüne aldırmadan mevsiminde gül olmak isteyen bu garip goncayı?

Gönül frekansım daima sana dönüktür.

YA ERHAMER RAHİMİN
Sen ki, bu bedene can, bu ruha ilham olansın
Sen ki, şah damarından yakın olan, her nefeste zikirle anılansın
Sen ki, fikirlerimize varlığınla yön bulduran, nimetlerine karşı sonsuz şükre layık olansın
Sen ki, varlığımın tek sahibi, ruhlarımızın ezeli ve ebedi hükümdarısın
Sen ki, yaratılanlar âdetince hamdu senayla anılacak olansın
Ey RAHMAN ve RAHİM olan ALLAH’ım!

Sana sesleniyorum şimdi
Beşi birbirinden mukaddes taşla ördüğüm ve İslam’ın nuruyla yükselttiğim kalemden
Bilirim ki, bu gönül frekansımın tek dinleyenisin ve dilediğimi esirgemeden ikram edensin
Hamd Sanadır,

Ey Âlemlerin yegâne sahibi, Ey varlığıyla zerreleri kuşatan Rabbim
Bu garip gönüllerin her daim dinleyici ol ve bizi Senin varlığını duyanlardan ve bu sese ses verenlerden eyle…

Hamd olsun Rabbim bu aciz sözlerimle Seni anmama izin verdiğin için…
Gönlümün frekansını Sana yönlendirdiğin için…

İLKNUR DOĞANAY

Eylül 28, 2009

Bir nokta…

Filed under: Şiir — ukbaincisi @ 10:38 pm
Tags:


Bir nokta değilken şu dünyada cismim,

Kainatı sarmalar

İlahi, Aşkınla yüreğim!

Ellerinde dengem,

Bir küçücük kemiğin.

Kudretine şahitlik eder,

Her azası ile bedenim!

Ömrümü kare kare arşivler,

Bir umman sanki beynim.

Sen’de gizli geçmiş ve gelecek,

Bütün bilinmeyenlerim.

Her zerresinde ‘ol’ emri var,

Yarattığın alemlerin.

Adın ile başlayıp,

Adın ile dönen günlerin!

Şahidim olsun aşkıma!

Omzumdaki iki meleğin!!!

Seni Seviyorum Rabbim!

SENİ SEVİYORUM!!!….

vesselam……





“Mü’min sıkıştırılmış şeker gibidir,
deryayı tatlandıracak güce sahiptir.”

N.F.K

Sonraki Sayfa »

Theme: Rubric. WordPress.com'dan blog alın.

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.